Şiir-masal


Şiir paylaşımı

Ana Sayfa | Profilim | Arşiv | Arkadaşlarım


Güvercinler çabuk unuturlar yaşadıkları yerleri

Tarih: 15:31, 30/1/2008

Güvercinler çabuk unuturlar yaşadıkları yerleri

 

 

Çığlıklar atıyorum güneşin terkedip gittiği boşluğa

Karanfilleri teker teker soyuyorum geceden

Ellerine bırakamadığım nergislerden boşluğa düşüyorum

Sırılsıklam acıların içerisinde yoksullaşıyorum

Bir durak var içimde kendimi yolcu edemediğim

Evrene aşılanıyor yüreğim

Damarlarımda atıyor çığlıklar

Gidiyorum gidiyorum geri dönemiyorum

Bedensiz bir mumya gibi ağlıyorum içimdeki acıyı büyüterek

Her yanım toprak kokusu

 

Rayından çıkmış bir rüzgarın koynunda şimdi parmaklarım

Kavuşmayı bekleyen bir kanarya

Kokusunu kaybetmiş bir karanfil

Işığa hasret bir güvercin

 

Tarihi geri çeviren fırtınalar yanı başımda

Farkında olmadan geçen zaman

İnat etmiş gülüyor

 

Gittim avuçlarımla tırmalayarak rüzgarları aştım

Geldim tüm fırtınalardan ayrı kalarak

Saçtım saçlarımı kimse görmeden

Saçıldım saçlarına girdim güneşe gizlenerek

Oturdum kaldım parmaklarımı yedim

Hazır bir sofra kuruldu gözlerime bakamadım

 

Gitme

Uzaklar dar gelir yüreğimize

Sakince kanatlarını aç

Kanatlarını rüzgarlara vurma

Vuracaksan saçlarıma düş

Farkında ol

Demir gibi sert olma

Kırılganlığını bana

Çelikten sert geçmişi peşinde bırak

Ayaklarında mutluluk gezinsin

Tırnaklarında birazcık umut

 

Gittin ve dikenli sarmaşıkların keskin kokusunda kayboldun

Nergisleri kıskandıran hiçliğe bıraktın

Sarmaşıkların koynunda sessizliğe büründün

Yılanlar sardı her yanını

Yamacına geldim yılanları içine çektim

Kara bir kartal gibi pençelerimi yılanların kalbine vurdum

Geçemedim yüreğinin el değmedik köşelerine

Durdum

Soluk alıp verdim

Düşündüm

Baktım gözlerine

Gözlerine girdim tüm geçmişimle

 

Sarmaşıklar gün batımına inat tırmanıyor gökyüzüne

İçimde kalan sevgi kırıntıları çoğalıyor

Herhangi bir şekilde dönüyor dünya

Evren heran yeniden yeniden can atıyor

Sevgiler bir çift karanfil oluyor kimi zaman

Aykırı bir uçuruma düşüp kendimi bırakıyorum

Kollarınla tutacak gibi oluyorsun

Kimseler duymadan kulağıma masallar anlatıyorsun


Ağaç

Tarih: 15:28, 30/1/2008

Ağaç

yağmur altında ıslanmış

boylu boyunca dolanmış dalları

yaşamı kucaklar

 

ışıltı fısıldar gözlerden

duyulmayan ses derinden bağırır

savrulur rüzgar

kocaman bir yaprak kaderine ağlar

 

susar ağaç yapraklarıyla

kan kusar gözleriyle

bitmeyen bir sızı

yapışır kalır dudaklarda

 

kitaplar yakılır birer birer

eskitilir sevdalar

ormanın kıyısında kurtlar ağlar

 

çeker içini

çaresiz gelecektir

beklenen hayat.


Geceyi kökünden söküp toprağa atan, çamurdan yuvalarına dönmek için mevsimleri kovalayan kırlangıçların gece yolculukları üzerine bir denemedir.

Tarih: 15:24, 30/1/2008

Geceyi kökünden söküp toprağa atan,

çamurdan yuvalarına dönmek için mevsimleri kovalayan kırlangıçların

gece yolculukları üzerine bir denemedir.

 

            Güneşin ısıtmadığı hudutlarda, kırmızı kurtlar kemirmek için kendilerine ruhlar ararlarmış, sınırlarını kendi içlerinde belirledikleri aşklarda kanat açmak isterlermiş. Sevişmelerin son bulup ışıkların yeniden gün ışığına çıktığı gecelerde kemirecek ruh bulamayan kurtlar artık kendilerini kemirmeye başlamışlar. Bedenlerimiz kurtların dişlerinin altında sıkıştırılmış. Gökyüzüne çıkmış, buharlaşmak üzere. Ey gökten düşen yıldızlar hangi taşın kolunu yüzlerimize dokundurup yüreğimizi safralarla doldurdunuz.

 

            Gece yarısı şehrin pislikleri içerisinde kaybolmuş bir çöp gibi kamyona atılmayı bekliyordum. Birisi geldi. İğrenerek boynumdan tuttu. Bağıramadım, tutma beni diyemedim. Kustu tüm pisliklerimi üstüme. Bağırdım. Çığlıklarımı martılar duydu yalnızca. Şehrin köpek sürüleri, çöpçü köpekler yaladılar tüm yaralarımı. İğrendiler. Çekip gittiler. Bu çöpten adam olmaz dediler yaşanmamışlıklara.

 

Düşünceler gelir gider

Yapayalnız kuru bir dal gibi

Paylaşırım hayatı

 

Geceyi kökünden söküp toprağa attılar

gündüzler sansarların koynunda oyuncak oldu

geçmiş inatlar birer birer tarihe kavuştu

çabucak geçiverdi zaman

anlayamadan

 

Geceydi,

kendince bir gece olacaktı,

yerinde duramayan teninin dibindeki kurtlar yeryüzünden ısırmak kendilerince rahat nefes alabilmek için tüm vücuduna saldırıya geçtiler. Vakitleri daralmıştı ya seni alıp gidecekler  ya da kimsesiz kalacaklardı.

 

Geceydi,

gece yarısı olmuştu,

her zamanki gibi sabah olacaktı,

yanındaki yatakta kurtlar girdikleri savaştan zafer çığlıkları atarak önünde zıplamaya başladılar. Çığlıklar çoğaldıkça bedenindeki kurtlar sarhoş bir sinek gibi beyninin içinde sızlanmaya başladılar, bedenini değil beynini esir alıp rakı sofrasında ziyafet çekmek için hicaz makamında şarkılar söylemeye başladılar.

 

Geceydi,

gece sabaha gebeydi,

her zamanki gibi bir gece olmadı.

Beynin sinekleri kovalamaya karar verdi, sinekler geçit vermez dağlardan aşamadılar, gözlerinde kartal bakışların doğdu, sinekleri savurdu attı.

 

Geceydi,

Gece sabaha gebeydi

Her zaman ki  gibi sabah olmadı.

Sen kendini doğurdun, beynindeki kıvrımlardan kartal kanatlı güvercin mevsimsiz geceleri doğurdu. Beynin bedenini doğurdu.

 

Levent Özbek

 


Dansçı güvercin

Tarih: 01:35, 29/6/2007

Dansçı güvercin

 

Kırmızı kanatlarını açan bir güvercin

dans eden kızın saçlarının rüzgarda bıraktığı mekana kondu sessizce

 

Dans eden kız habersizce ayaklarını güneşe kadar açıp savurdu

Güvercinin gözlerinde yıllarca öncesinden kalan geçmiş gün yüzüne çıktı

Sevinç çığlıkları attıkça dans eden kızın parmakları tüm evreni kuşattı

 


Çürümüş bedenime ortak olan kurtlara armağandır

Tarih: 23:43, 9/4/2007

Çürümüş bedenime ortak olan kurtlara armağandır.

 

 

 

Duramadı,

patladı erik ağaçları,

kirazlar,

menekşeler,

elektrik direklerinde kırlangıçlar,

tarlalar alabildiğince yeşil,

gökyüzü,

uzatsam elimi ürkecek.

 

Güvercin yüreğim,

rüzgarlara karıştı,

geceden doğdu bu haykırış,

ısırgan oto sardı,

kanıyor ellerim ayaklarım.

 

Yanıbaşımda cenazem,

çürümüş bedenimde kurtlar,

son kalan kemiklerimi kemiriyor,

çöpçü köpekler.

 

Gözyaşlarımı özlemeyecek yağmurlar,

Sesim de duyulmayacak,

güneşe gidiyorum,

içimdeki karı eriteceğim,

kendi kendime gidiyorum.

 

Çürümüş bedenime ortak olan kurtlara armağandır bedenim.

 

Lime lime didikleyecekler

Önce beynimi

Yüreğimi kemirecekler sonra

Böbreklerimdeki taşlardan surlar dikecekler

Resmi geçit törenleri yapacaklar sonra da

Pelte pelte olacak ağızlarında

Yağlanan karaciğerimden ziyafet çekecekler

Ciğerlerimdeki dumandan kafa yapacaklar

Yavaş yavaş sindirecekler

Gözlerimde ne bir yaş kalacak geriye

Ne de ışık

İz bırakmadan geçen yaşanmamış aşkları arayacaklar

Yüreğimin pis kokulu odalarında

Değersiz taşlar gibi

Köpürecek ağızlarında safram

İğrenecekler

 



{ Son Sayfa } { Sonraki Sayfa }